mimar sinan

Küçük çaplı taşlama olayı

Kaç yıl oldu ?


Emine Erdoğan, gençlik yıllarında abisinin artık örtünmesi gerektiğini söyleyince intihar etmeyi düşündüğünü açıklayalı 9 yıl oldu.

Muhsin Yazıcıoğlu, Abdullah Çatlı yakalandığında emniyeti arayarak “Abdullah’ı bırakmazsanız 150 bomba patlatacağız” diyeli 35 yıl oldu.

Cemal Süreya, Turgut Özal’a “Beraber intihar edelim, ülke kurtulsun!” daveti göndereli 24 yıl oldu.

12 Eylül sonrası din dersleri zorunlu olunca Fethullah Gülen, Kenan Evren’e “Tankının paleti olayım paşam, çiğne beni” diyeli 33 yıl oldu.

3 yıl,6 yıl,7 yıl,9 yıl,11 yıl,13 yıl,14 yıl ve 15 yıl önce albümler çıkaran Kayahan ”Müziği bıraktım!” diyeli 21 yıl oldu.

Tansu Çiller, Sivas katliamı sonrası “Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi” diyeli 20 yıl oldu.

Süleyman Demirel , Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararı mecliste görüşülürken , Adnan Menderes ve arkadaşlarını kastederek , ”Üçe üç , bizden üç gitti, sizden de üç gidecek!” diye bağıralı 41 yıl oldu.

Tayyip Erdoğan, milletvekili dokunulmazlığıyla ilgili “Biz bu ayrıcalığı kaldıracağız” diyeli 11 yıl oldu.

And Dağları’na düşen bir uçaktan sağ kurtulanlar, ölen arkadaşlarını yiyerek hayatta kalmayı başaralı 41 yıl oldu.

Dönemin Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek, “Flört, fahişelikten farksız” diyeli 23 yıl oldu.

Savaş Ay, Stüdyo 4 programında artistik hareketlerle şapkadan tavşan çıkarma gösterisi yaparken tavşanı öldüreli 7 yıl oldu…

Erzurum depreminde, mühendisliğini yaptığı bina yıkılan Süleyman Demirel, ”O bina 35 yıl ayakta durdu diye kimse takdir etmiyor da, niye yıkıldı diye herkes eleştiriyor,” açıklamasını yapalı 30 yıl oldu…

Kurtlar Vadisi karakteri Çakır’ın dizideki ölümünden sonra, Türkiye’nin bir çok yerinde cenaze namazı kılınalı ve gazetelere başsağlığı ilanları verileli 9 yıl oldu..

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için düzenleyeceği şenliğe tecavüz suçundan hapis yatan Doğuş ve kadın dövmeyi gerekli bulan İbrahim Erkal’ı çağıralı 11 yıl oldu..

Doğan Güreş, Tansu Çiller’i kast ederek, ”O tak diye emrediyor, ben de şak diye yapıyorum,” dediği için adı ”Tak Şak Paşa” ya çıkalı 17 yıl oldu..

Magazin Gazetecileri Derneği ödül töreninde , Ahmet Kaya’yı protesto için çatal , bıçak, atanların en acarlarından Serdar Ortaç sahneye fırlayıp Onuncu Yıl Marşı’nı söyleyeli ve onuncu yıl fatihi olan Serdar Ortaç askere gitmemek için aldığı sahte raporlar yüzünden hapse gireli 14 yıl oldu.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, toplumsal olaylara müdahelelerde biber gazı kullanılmasına ilişkin bir soru önergesine, ”Biber gazı, biber bitkisinden elde edilen doğal bir maddedir,” cevabını vereli 5 yıl oldu..

Bülent Arınç, Moskova ziyareti sırasında Lenin için, ”Kendisini ölü görmek çok güzel,” diyeli 7 yıl oldu.

Çarkıfelek programında yerlerde debelenen Mehmet Ali Erbil ve Aysel Gürel’in coşkusuna kapılarak üzerlerine atlayan İsmail Türüt, Aysel Gürel’in 5 kaburgasını kırıp sanatçıyı hastanelik edeli 11 yıl oldu…

Kenan Evren , Erdal Eren’in idamı hakkında sorulan bir soruya, ”Asmayalım da besleyelim mi?” cevabını vereli 33 yıl oldu…

Cübbeli Ahmet Hoca, çocukken kibrit kutusundan cami, çöplerinden de cemaat yapıp onlara namaz kıldırdığını açıklayalı 4 yıl oldu…

TRT, bir konseri 2,5 saat boyunca sessiz yayınlamasına gelen tepkiler üzerine ”Düğmeyi kapalı unutmuşuz” açıklaması yapalı 5 yıl oldu.

Zamane Yalancısı

Uzunca bir yoldan geliyorum. Düşünmekten bıkacak kadar uzun bir yolculuktan bahsediyorum. Ve dostlarım gördüklerim bildiklerimi ezip geçti. Her şeyi teker teker anlatacağım. Bu gün, gerçekler susamış kum taneleri gibi yırtarak geçecekler boğazınızdan. Hazırlanın, bir devir artık bitti. Bu gün sizin miladınız dostlarım. Bu gün hepinizin yeni İsa’sı benim.

Öncelikle size Âdem’den bir haber getirdim. “Sevişerek çıktığınız yere, sevişerek gireceksiniz.” Dedi yaşlı adam. Havva’nın memnuniyeti yüzünden ağır ağır damlıyordu dostlarım. Göz bebekleri öyle büyümüştü ki; onu seyreden melekler o kocaman gözlerinin önünden teker teker geçerken rahatça sayılabiliyordu.

Çok değil yirmi beş bin yıl sonra Nuh’a rastladım. Evet, o gemide ben de vardım. Yalnız bilin isterim; Nuh gerçekten gaibe vakıf olsa idi o gemiyi hiç yapmazdı. Bana dedi ki: “Aslında nereye kaçtığımı bilmiyorum, ya da neden kaçtığımı. Sadece artık kaçmayı öğrenmeli insan. Korkmayı unutacak yoksa.”

Doğrusu dostlarım İbrahim’i sevdim en çok. Bin yüz kırk sene geçti aradan. Büyük büyük dedesi Nuh’un selamı avucumda Babil’de zalim Nemrud’un gölgesinden uzak bir mağarada çığlıklarına şahit oldum. O’nu ateşle alay ederken seyrettim. Ve bir gün fark edip bana şöyle seslendi: “Nerden geldiğini, kim olduğunu iyice biliyorum yolcu. Benden kaçmak çare değildir.” Sonra da: “Bilesiniz ki ateşin yakmadığı bir tek ben değilim. Siz hiç aksini öngörmediniz. Hiçbir zaman da beceremeyeceksiniz.”

Etten kemikten Hızır yanıma yanaştı. Dudağındaki beyitleri anlamak oldukça güç. O’na sorarsanız hepimizin durumu aynı derecede vahim. Dedi ki Hızır: ”Öyle bir bataklığın dibindesiniz ki; çocuğunuza vermediğiniz her zerre sevgi yüzünden kızıla boyadığınız mavi vicdanların günahları bile sizinledir. Zenginliğimi sizin sızlayan vicdanlarınıza borçluyum.”

Süleyman’ı kuşlarla muhabbette gördüm. Asası azametinden çatlamak üzereydi. Dönüp yüzüme bakmaya utandı. Onca mülkün orta yerinde tek dostu garip kuşlardı. Dostlarım Süleyman şöyle söyledi: “Gücün ne anlama geldiğini ben bilirim. Tapacak daha niceler vardır. Var git geldiğin yere. Her türlü ilimi bildim. Lakin anlamadım cehaletinizin sebebini.” Siniri fırtınayı diriltti. Rüzgâra: “Defedin bu gafili.” diyerek emretti.

Uyandım. Kendimi Kudüs’te buldum. Şimdide uzun bir yolculuktan sonra huzurunuzdayım. Çok şey gördüm dostlarım. Kadim medeniyetler, ulu şahsiyetler, kudretli hükümdarlar… Hepsinin gözünde aynı bakış, bir insandan çok insan tasvirine bakar gibiydiler. Bir dilenciye para verip vermemekte tereddüt eden adamın yüzüydü karşımdaki.

Hepsi gerçeği biliyordu dostlarım. Hiçbiri söyleyemese de hepsinin titreyen sesinde aynı uğultu vardı. Büyük bir yalanı zarif bir biçimde söyleme sanatı onlara verilmişti. Fakat bu kudretin bittiği yerde gözleri doğruyu söylemek için yalvarıyor, akıllarının hükmettiği çeneleri ise bu haykırışa engel oluyordu. Ve hepsi en sonunda gerçeği söyleyemeden sustu.

 Dostlarım, zaman ulu şahsiyetlerin büyük hükümdarı olarak kalacaksa şayet; onlara kim olduğunu hatırlatmalı. İşte bunun için hiçbir gerçek zamana karşı duramadı. Sizin var olduğunuz bu yerde daha önce milyarlarca canlı çürüdü belki ama hiçbiri gerçeği anlayamadı. Zaman kılıcını kınına koyana dek, neyin gerçek neyin yalan olduğunu bir tek o bilecek.

Türkiye’de adalet hayaldi, biz de en güzel adalet hayalini seninle kurduk. Ama yine yenildik.

Uzanıp yatıvermiş sereserpe Entarisi sıyrılmış hafiften Kolunu kaldırmış kolluğu görünüyor Bir eliyle de göğsünü tutmuş İçinde kötülük yok biliyorum Yok, benim de yok ama Olmaz ki Böyle de yatılmaz ki
-

Orhan Veli

Ki ağzından öptüm cehennemi;
Tanrının vişne bahçesine gömün beni!

(via betilalkol)

Üzümü sık…
Günahkar oluncaya kadar bekle…
Şarap yaptın işte.

Acil Şifalar

Acil Şifalar

Deliliğini topluma kabul ettirebilene dahi derler; ben ettiremedim„, timarhanedeyim.. Güldüler. “aklın fazlası cehennem” dedim„, güldüler. “her çocuk tanrı’nın gönderdiği bir peygamberdir ve unuturuz büyüyünce peygamber olduğumuzu, gider bir öğretmen oluruz, işçi, mühendis, memur” dedim, güldüler. Şehir cereyanına bağladılar beni.. Güldüler ..

Friedrich Nietzsche

Her sanatçı biraz da olsa narsisttir. Ve bir çoğu da bizim zannettiğimiz gibi ulvi sebeplerden değil bir türlü kontrol edemedikleri egoları için sanatlarını icra ederler.

Aşık olunabilecek “zavallı” erkek özellikleri

Tomris Uyar’ın yüzleşmeler kitabından bir pasajdır. Füsun Akatlı, Nimet Tuna ve Tomris Uyar oturup “aşık olunabilecek erkeğin özelliklerini” konuşmaya başlarlar. Sonradan masaya gelen Turgut Uyar ve Edip Cansever’in görüşlerini de alırlar. Listeye sonradan Ferit Edgü ve Aydın Emeç de katkılar yapar.

1- Adam, (o dönemin gözde terliği) Tokyo giymeyecek. Belki de böylelikle onun evde pijamayla dolaşmaması güvenceye alınıyor. Şort yasak değilmiş. Yatarken çorap giymesinmiş.

2- Ama kes giyip jogginge çıkması, pazar günlerini doğa budalalığıyla geçirmesi -sizi de yürüyüşe zorluyorsa- yasak.

3- Pamuklu, keten, yün gibi doğal elyaf giyecek. Naylon ve parlak kumaşlar kesinlikle yasaktır. (Ferit Edgü’nün önemli katkısı: fanila giymeyebilir. Turgut Uyar’ınki: ama don giysin.)

4- Herkes adamın haftada en az bir kere yakınmasına razıyken Ferit, her gün yakınmasında diretiyor.

5- Kesinlikle uykucu biri olmasın ama uykusuzluğundan da yakınmasın. Uykusuz gecelerini paylaşılan bin şölene dönüştürebilsin.

6- Alkolik olabilir de sarhoş olmasın. (Ferit’in katkısı: düşebilir ama çelme takmasın.)

7- Uyuşturucu kullanmasına izin var mı? Mürşit’e göre, “ikinci kişiliği gündeme gelmiyorsa kullanabilir.” Turgut’a göre, “hem içki hem uyuşturucu olmaz!” galiba, izin pek yok.

8- TV’de “makul miktarda maç seyredebilir” ama yorum yapmadan, sessizce. Boks ve güreş sevmesin. Turgut “buz patenini” de eklemiş.

9- Tatil günlerini eşya onarmakla geçirmesin. Elektrik sigortası attığında, musluğun contası yenileneceğinde hemen işe sıvanmasın. Bir usta ayarlayacak kadar bilgili olsun (Ferit). Cereyana kapılmayacak ya da evi havuza çevirmeyecek kadar zeki olsun yeter (Turgut).

10- Ya yüzmeyi ya dansetmeyi bilsin ya da herhangi bir sporu iyi yapsın.

11- Haftada en az bir kitap okusun. Mürşit: Red Kit ile Asteriks’ten haberli olsun. Turgut: Pardayyanlar ile Arsen Lüpen’den de. Ferit: şu altı yazardan birini iyice okumuş olsun -Kafka, Shakespeare, Balzac, Sait Faik, Sartre ve F. S. Fitzgerald ya da Hemingway ama İhtiyar Adam ve Deniz sayılmaz. Edip: şiir de okusun.

12- Bir saz çalıyorsa çalsın ama dostlar toplantısında konser vermesin. Aynı şekilde isterse mavi yolculuğa çıksın ama dönüşünde dia gösterileri düzenlemesin.

13- Esprisi “humor”a dayalı olsun. Fıkra anlatmayı, “lazın biri,” diye başlamayı nükte sanmasın. Turgut: askerlik anılarını anlatmasın. Geçmişinden söz ederken, “Sene 1963…” diye girmesin söze. “1963’te filan. Ankara’dayken…” gibi başlasın.

14- Takside arka koltukta otururken de hesabı ödeyebilsin. Lokantada bahşişi yüzde ondan fazla bırakmasın. Garsonlarla bu koşullarda dostluk kurabilsin. Hesabı öderken cebinden tomarla para çıkarmasın. Diline dolamadığı sürece mali durumu önemsiz, yalnız arabası varsa, arabanın park yerine göre program düzenlemesin. Taksiye binebilsin. Çok istiyorsa yabancı sigara ve içki içebilir, tabi büyüklenmediği sürece. (O dönemde yabancı sigaralar kaçaktı.)

15- Edip Cansever’e göre, armağan almayı da vermeyi de bilsin. Her hesabı kendi ödemeye kalkışmasın.

16- Yemek masasında viski vb. İçmesin. Masaya gelen çerezlere saldırmasın.

17- Hayatında en fazla 6 kere doktora gitmiş olsun (ameliyat sayılmıyor). Antibiyotiklere düşkün olmasın.

18- İlk gördüğü insanlar hakkında acele ve değişmez yargılar verecek kadar gözükara bir psikoloji uzmanı kesilmesin.

19- Politik görüşü sola yakın bir aydın olsun. Ama dahi yerine daahi demeyecek kadar düzgün olsun Türkçesi. Parti sloganlarıyla konuşmasın.

20- Omlet, makarna ve biftek dışında yemek pişirmeyi becersin. Kendine yetsin. Kısaca, kişiliğini öne sürmeyecek kadar kişilikli olsun ama belli etmediğini de belli etmesin.

Giyiminden, zevklerinden, davranışlarına, günlük diline kadar her özelliğine karıştığımız (dikkat ederseniz, erkeklerin baskısı daha ağır!), bir yalnızlığa ittiğimiz bu adamcağızın fiziksel özellikleri pek önemli değil anlaşılan. Cinsellik konusunda ondan beklenen, “programlı olmaması, kendini bir şeylere zorunlu hissetmemesi, heteroseksüel olsa da homoseksüellerle dostluk kurabilmesi”.

Kaç yaşında bu zavallı acaba?

Nimet’e göre: 30, Füsun’a göre: 45, bana göre: 30.

Ferit’e göre: ideal olarak 25, Edip’e göre: 40, Turgut’a göre: 30-35, Mürşit’e göre: 35.

Son danışmanımız Aydın Emeç, “isteklerin oldukça ağır yine de mantıksız olmadığını” belirttikten sonra bir kahkaha atmıştı: “İyi ama bu adam zaten evlidir! Tutalım ki değil, kendini bunca eğitmek için bu toplumda nasıl hırpalandığını düşünürsek, sizin gibi vıdıvıdı kadınlar yerine güleç, uysal bir kadın seçmesi daha doğal değil mi?”

Tomris Uyar, Yüzleşmeler

TIRPAN

Sarıldı
Cennetin kokusunu merak etmiyordu artık
Boyundaki sinirler nefesinin kudretiyle irkildi
Kadim kavimlerden beri
Ademin bedeni böyle lezzetli bir işkence görmemişti

Öyle ki
Tanrıları dahi olup biteni dehşetle izledi

(konusuşur: “Sonumun geldiğini biliyorum. Gitmek beni üzmüyor efendimiz. Beni üzen hizmetinizi nankör ellere emanet etmek. “)

Ayak parmağının öldüğünü hissediyordu
Hangisi olduğunu kestiremese de…
Ansızın elleri tutmayı bıraktı

(konuşur: “her son bitmiş bir başlangıç değil mi efendimiz, direnmek sokak lambasında oyun oynamayı andırıyor bana.)

Direnmedi
Gözlerinin feri kaybolana dek
Başının üzerindeki ışığın gözlerinde yarattığı acıyı hissetmeliydi

(Konuşur: “hatalar yaptığımı biliyorum, geçmişimden korkmuyorum efendimiz, siz olsa olsa beceremediklerinize hata dersiniz.”)

Hatalıydı ve hatasının farkındaydı
Yaşamaksa O’na bilhassa yakışmamıştı
Hiç film görmemişti ve anlam veremiyordu kafasının içindekilere

(Konuşur:”Hayat çok kısa değil mi efendimiz? Zaten kaç yıldır, kaç asırdır ki sizin uzun dediğiniz.)

Üşüdü
Daha önce korkmadığı kadar korkmuyordu kimseden
Göz kapakları düştü
Uykuya benziyordu

(Konuşur:”Siz hiç öldünüz mü efendimiz? Uyumak gibi değil mi sizlerin ölüm dediğiniz?
Ölüler konuşamaz değil mi efendimiz? Ben rüyamda annemi görürüm her gece, artık hep annemi göreceğim değil mi, efendimiz?)

Boynu geriye düştü
Son gördüğü kara bir surat
Ayakları titredi
Sonra elleri
Ben sev..

(Konuşamaz: “….

mimar sinan

görüyorum

gölgeler gözümün içine içine batıyor

ellerin aydınlık

ellerini de görüyorum

susuyorsam

parmaklarının yüzü suyu hürmetine.

mimar sinan

halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi 
olmaya devlet cihân da bir nefes sıhhât gibi

saltanat didükleri ancak cihân gavgâsıdır 
olmaya baht u saadet dünya da vahdet gibi

ko bu ıyş u işreti çün kim fenâ dur âkıbet 
yâr-ı bâki ister isen olmaya tâat gibi

olsa kumlar sagışınca ömrüne hadd ü aded 
gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir sâat gibi

ger huzur itmek dilersen ey muhibbî fâriğ ol 
olmaya vahdet cihanda kûşe-i uzlet gibi

*Kanuni böyle demiş. ilk kıt’asını ne zaman hasta olsam içimden söyler dururum. aslında 16. y.y. Türkçesi’nde devlet sözcügünün iki anlami vardir, ilki ve de daha cok kullanilani “sans, talih, kismet” anlamina gelirken, ikincisi ve nadiren kullanilani bugün kullandigimiz manada devlettir.Her ne ise;

*Kanuni sıhhat yokken her konuda haklı da olsa, sağlıklıyken Yavuz her daim öndedir benim nezdimde;

Sanma şâhım…herkesi sen….sâdıkane…… yâr olur 
Herkesi sen.. dostun mu sandın. belki ol… ağyâr olur 
Sadıkâne…….. belki ol….. âlemde bir………. serdar olur 
Yâr olur… ağyâr olur…… serdar olur……. dildâr olur

**Bir de bu en favorim lise yıllarında ezberlediğim;

Merdüm-i dideme bilmem ne füsun etti felek 
Giryemi füzun eşkımı hun etti felek 
Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan 
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek

Yavuz Sultan Selim

Cahit Külebi’nin yanına oturdum
Tarık Buğra’ya bakıyorum.
O düşünüyor ben bakıyorum.
Kafamda annemin sesi
“Oğlum betona oturma!”
Olmaz anne yalnızdır Tağrık Buğra

mimar sinan